Sanayi devriminden sonra dünyada dış ticaret kırılma noktası yaşadı. Ağır sanayi gelişti, üretim yapıldı. Üretilen ürünler dış pazarlara satılır hale geldi.

Her ülkenin belli bir tarzı oluştu. Dışarıya sattıkları ürünlerin yelpazesi şekillendi. Ama neticede üretim yapan ülkeler ürünlerini herkese satabiliyorlardı.

Ardından, dünyada bireysel ihtiyaçlar, bireysel zevkler ön plana çıkmaya çıkmadı. Bireyi hedefleyen ürünler tasarlandı, üretildi, satıldı.

Türkiye’ye gelecek olursak, ülkemizin dış ticaret serüveni için çok uzun yıllara dayanıyor diyemeyiz. Türkiye yakın tarihte önce Avrupa’yı keşfetti. Bu biraz da gurbetçi vatandaşlarımızla oldu.

Avrupa için tekstil ağırlıklı olmak üzere dış ticaretimiz ivme kazandı ve büyümeye başladı. Bu süreçte üretim de Avrupa’dan artık çıkmaya başlamıştı, Avrupa daha katma değerli, bilgi odaklı, kreasyon içeren ürünler tasarladı ve yüksek karlılıkla dış ticaretini farklı boyutlara taşıdı. Türkiye ise Avrupa’nın istediği modelleri üreten, yani işçilik veren bir ülkeydi.

Son yıllarda Türkiye de belli ölçülerde üretimi devretmeye başladı. Artık Türk şirketleri Çin’de, Bangladeş’te ürettirip Avrupa’ya ürün satabiliyor. Kısacası artık Türkiye de katkı değerli işler yapmak istiyor, işin hamaliyelisi ile uğraşmak istemiyor. Bir dönem Laleli’den Rusya ve Balkanlar’a ciddi oranda ihracat yapıldı. Ürünler İstanbul’da üretiliyordu; ama şimdi üretilmiyor.

Türkiye 2000’lerde eski Osmanlı coğrafyasını keşfetti. Eskiden yüzünü batıya dönen Türkiye, artık doğuyu da keşfetti. Orta Asya, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Arap dünyasının ihtiyaçlarını göreni, oraya doğru hamle yapan ve oralardan ciddi ilgi-alaka gören bir Türkiye var şimdi. Bu coğrafyanın bize bakışı çok pozitif, biz de bunu olumlu yönde kullanıyoruz.

Halil Örenbaş 21.01.2013 - 15:30’de yazdı, Kategori : Blog

BENZER YAZILAR